Günlük Gazetesi
Günlük | Dosya | Ekoloji
27.10.2009

Ekolojik toplum ve kültür


İnsanlığın gelişmesinde birçok faktör rol oynamaktadır. Bu faktörlerden birini öncelemek, sağlıklı bir evren bakış açısını muhakkak ki engeller. O zaman uyumlu bir sentez gibi ele alınması daha doğru tespitlere götürür bizi. Genel evren bakış açılarında, sanki zorunluymuş gibi bir önceleme yapılır, yanılgıların başlangıcı, sapmaların zemini bu zorunluluk oluyor genellikle. Çünkü birinci plana alınan her önerme zamanla tek gerçek olma tehlikesini beraberinde getirir. Ama herkes tarafından kabul görülebilecek bazı tanımlamalar vardır.

Örneğin. 'Kültürel gelişme, zihnin esnekliği ve simgesel dilin gelişmesiyle birlikte artan maddi nesnelerin toplam ifadesidir. Yaşamda farkın gelişmesi demek, zihniyetin esnekliğinin gelişmesi, dilde simgesel anlatıma geçiş ve bunun mümkün kıldığı maddi yapılanmalara daha çok erişim demektir. Dar anlamda kültür bir toplumun zihniyetini, düşünme kalıplarını, dilini ifadelendirirken, geniş anlamda buna maddi birikimlerinin de (ihtiyaçları gideren tüm araç gereçler, besinle besin üretme, saklama, dönüştürme biçimleri, ulaşım, savunma, tapınma, güzellik araçlarının toplamı) eklenmesini ifade eder. Kültür zihniyeti ve araçlarındaki benzerlik ve farklılıklarla yoksullukları ve zenginlikleri arasındaki eşitsizlikler, farklı ve benzer yaşam düzeylerini belirler.'

Tanımlar şüphesiz ki değerli ve sistemli bir sıralamayı içeren perspektifler veriyor. Burada, geleneksel formatlara göre birçok yorum yapılabilir. Ekolojik toplum bakış açısıyla tarihsel değerlerin ve kültürel yaratımların yeniden değerlendirilmesi imkanı elde edilebilir. Bunu yapmak da gerekir; çünkü tarih tezlerinde ve özellikle sanat tarihi ve yorumu ile ilgili değerlendirmelerde bu önem taşıyor. Belki de şimdiye kadar yapılan birçok eleştiri, şerh, yorumun da yetersizliği ve büyük eksikliği görülebilir. Yoksa aydınlanma gerçekte nedir? Özellikle Ortadoğu aydınlanmasını nasıl yapabiliriz ki?

Kültür, kültürel ve sanatsal faaliyetlerle ilgili olanların sorumluluğu politikacıdan, bilim insanından, kaderleri belirleyen teolog, yaşlı bilge ve şeflerden daha fazladır. Onlar yaşamı ve toplumsal hafızayı şekillendiriyorlar. Bu anlamda doğal toplumda veya kök toplumdaki ana-kadın rolünü oynuyorlar. Ana-kadın kültürünün zayıflaması ve tarihsel süreç içinde gerilemesi ortadan kalkması anlamı gelmez. Onun rolünü -birebir olmasa bile- kültürel faaliyetler içinde olanlar üstlendi. Bu tabii ki çok sınırlı bir üstlenmeydi. Bir demircinin, bir nakkaşın, bir şairin, bir duvar ustasının, yontucunun sanatına ve üretimine gösterdiği titizlik, incelik, itina, yakınlık, tutku ve bağlılık ana-kadın bakış açısının sınırlı yansımalarından ve yarattığı geleneklerden değilse nedir?

Toplumuna yol göstermiş, onun belleğini derinliğine öğrenmiş, hissetmiş, sınırsız çalışırken bedenini tüketmiş, birey olarak kendi 'fani' yaşamını unutmuş ve insanlığa mal olan isimsiz veya ünlü sanatçıların ve ustaların yaşamı öğreticidir. Esas alınması gereken yaşamlardır. Mevlana, Yunus Emre, Ehmedê Xanî, Melayê Ciziri, Picasso, Lu Sin, Neruda, Tolstoy ve daha nicelerini sayabiliriz. Tüm bu ustaların ürünlerini yeniden değerlendirmek ve yorumlamak gerekir. Elimizde doğru bakış açıları ve anlamalar olmazsa kültürü ve sanatı doğru sürdürme olanağımız da olamaz. Eski değerlendirme ve yorum formatları, içtihadın kapılarının kapandığı dönemin, dogmatizmin ve modernitenin kalıplarıdır. Doğrusu en çok da bilim ve sanat için bu geçerlidir. Son elli yılın tüm ürünlerine, sanat eserlerine baktığımızda geçmişi aşan ne var elimizde? Yeni bir ruh, bir umut ve zamana ışık tutan, yüreğimizi ferahlatan kaç eser var? Hiç!

Kültür ve sanatın yeniden yorumu

Picasso resim yapmadan önce, yıllarca İspanyol halkının o görkemli kilim, halı desenlerini kopyalayan bir desinatördür. O, sanatı kökeninden, ilk belleğinden, ilk oluşumundan, ana kaynağından ve büyük emek, sabır ve zenginlik içinde tanıdı. Yaptığı eşsiz resimler bu tarihsel toplum zenginliğinin ve tanımanın, büyük görmenin ürünleridir. Lu Sin için de aynı şeyi söyleyebiliriz. O, müzede çalışan ve eski metinleri kopyalayan biridir. Onlarca yıldır bu işi yapmaktadır. Bir gün Çinli öğrenciler, yeni çıkarmaya başladıkları bir dergi için, ondan yazı isterler ve o da kısa bir öykü yazar. Lu Sin dünya öykü tarihinde bir doruk olur. Hangi ciddi sanatçının yaşamını incelersek inceleyelim kökeninde ilk önce kendi toplumuyla kurmuş olduğu bu derin bağları ve emeği görürüz. Son elli yıldır çok az ve toplumun vicdanı olabilmiş sanatçı yoksa, bunun temelinde artık sadece bir yeniden üretimin, adeta fabrikalar gibi eskiyi parçalayıp ticari bir meta gibi yeniden üretimin ve tüketimin hakim anlayış olmasından da kaynaklamaktadır.

Mevlana

Mevlana kimdir? O Anadolu'ya ve Mezopotamya'ya yerleşen Türk boylarının yeniden ve bu yeni mekanda ve bu yeni ilişkilerde uyum ve katkıları için büyük yorumlamadır. Yeni bir toplumsal doğa kurmanın ışığıdır. Günümüzde Mevlevilik sadece bir biçim haline getirilmiş, içeriği yaşamdan, bilinçten ve duygudan koparılmıştır. Anadolu'ya, Mezopotamya'ya yerleşen Türk boylarının gücü ve kudreti buradaki kültürel zenginliği, kavimlerin çeşitliliğini, güzelliğini Mevlana ve diğer ustaların gözü ile görme gücü idi. Bu gücün özü; 'Kim olursan ol gel!' Her halkı kendi kimliği ve özgünlüğü ile kabul etme ve birleştirme kuvveti idi.

Turistlerin ve Anadolu'nun genç belleklerinin bugün Mevlana olarak gördüğü nedir; biraz müzik ve pervane gibi dönen dervişler. Mevlana bu değil ki. Mevlana her şeyden önce kültürlerin zenginliği ve halkların, inançların kardeşliğidir. Büyük sevgidir. Ve bu topraklara yerleşen Türk boylarının kudretinden bahsedilecekse bu felsefe ile yapılan hayırlı işlerdir.

Bundan sonra da ancak çareler, çözümler ve barışlar Mevlana'nın dediği şekilde gerçekleşir. Ve Ortadoğu'daki tüm çözümsüzlükler de. Çünkü Mevlana, Ortadoğu halklarının bir arada kardeşçe yaşama felsefesinin en eski temsilcilerinden biridir. Bu büyük ruhtan ve felsefeden uzaklaşma 16. yüzyılda saraya hakim olmaya başlayan Trabzon-Roma-Bizans-Rum ekolünün etkin olmaya başlamasıdır. Daha sonra 17. yüzyılda Manisa-Yahudi okulunun etkisiyle Anadolu ve Mezopotamya geleneğinden kopma derinleşecek ve Mevlana nerdeyse tamamen unutulacaktır. Roma'nın ve diğerlerinin saray kültürü egemen kültür ve anlayış haline gelecektir.

Mevlana ve diğer büyük toplum vicdanlarını anlamak büyük oranda kök toplum geleneğini anlamak ve yaşama geçirmektir. Kültür ve sanat insanlarına bu anlamda büyük görevler ve roller düşmektedir. Tıkanan ve yozlaşan politik süreçler bu hayati değerleri üreten ahlak ve vicdan sahiplerini anlamak ve yeniden hayatın bir parçası haline getirmektir de.

Mem û Zîn

Ehmedê Xanî, kendi zamanının ve tüm zamanların büyük vicdanlarından biridir. Anlama gücü derindir. O zamanın koşullarında, içtihadın kapıları kapandığında, bilge insanlar ve sanatçılar susmadılar. Yorumu ve doğal toplum kültürünün direnişini çeşitli biçim ve adlar altında sürdürdüler. Ehmedê Xanî de bunlardan biridir. Mem û Zîn adlı eserinde iktidar varsa da kalbi yine de Mem ve Zîn'in aşkından yanadır.

En çok bildiğimiz Mem û Zîn eserinin tüm şerhlerini yan yana koyduğumuzda doğruya yakın sayılabilecek kaç yorum bulabiliriz? Merkezi kadro sayılan ve kesinlikle 'tip' diyebileceğimiz Beko, gerçekte sadece fesat, bozguncu, kötü kalpli biri midir? Beko bu özellikleri taşıyabilir. Ama asıl rolü bunlardan hiçbiri değildir. Olsa da eserin genel kompozisyonu içinde sıradan yorumlar olarak kalır. Beko, Sıti ile Tacdin'in evliliğini benimseyen biridir. Düğüne de katılır; komplo kurmaz, olumlu yaklaşır. Bu evlilik onun için sorun değildir; çünkü o aslında iktidarın tipolojisini temsil eder, iktidar geleneğinin kurallarını korur. Zîn ile Mem'in ilişkisi belki de birbirinden kopmamış kadın ile erkeğin, birbirine yabancılaşmamış sevginin ve kadının köleleşmediği, eve kapatılmadığı o doğal toplum ilişkisinin yeniden doğuşudur; Beko'nun karşı olduğu, ürktüğü bu en eski birliktelik ve aşktır. İktidar karşıtı olan bu aşk, onu her türlü entrikaya sürükler ve iktidar mantığı içinde yaptığı kendisine göre doğrudur.

Leyla ile Mecnun

Ortadoğu halklarının ortak kök hikayelerinden biridir. Üzerinde bu kadar uzlaşılmış ve benimsenmiş başka bir öykü de bulmak kolay değildir. Bazıları bunu o çok eski İnanna ile Dumuzi efsanesine kadar götürebilir, ama o aşk öyküsü farklıdır. İlk önce Tanrıça İnanna ile çiftçinin ve daha sonra ataerkillik içinde İnanna ile çobanın birleşmesi öyküsüne bağlar. Ama tamamıyla eksik bir yorumlamadır. Bu aşka baktığımızda çoban; 'Çiftçinin benden üstün neyi var?' diye itiraz eder. 'Onun balı varsa benim sütüm var' der. Nedensellik farklıdır. Burada gerçekleşen aşk şartlıdır, koşulludur.

Leyla ile Mecnun'un aşkı koşulsuzdur. Leyla kimdir? Leyla her halkın kendi güzellik ölçüleridir. Bu biçimsel değildir. Modernite ve öncesinde saraylar güzelliği metalaştırdılar. Biçime ilişkin ölçü ve uyumu genelleştirdiler. Ama halkın güzellik anlayışı arınma, ölçü ve uyumu öze ilişkindir, kişiliktedir. Saray ve modernitede kişilik yoktur, sadece ustaca rol yapmak vardır; kişiliksiz bir dünyadır. Halkın dünyası kesinlikle bir kişilik dünyasıdır ve rolsüz bir dünyadır. Halk saraydaki 'aşklara' baktığında şaşkınlık içinde kalır, tıpkı bugünkü sinema ve 'ses sanatçılarının' aşkları gibi. Burada sadece gündemleşme ve büyük oranda yozlaşma vardır. Saraylarda bu çok gizli yapılırdı, şimdi ise apaçık. Bundan dolayıdır ki iktidar ile halk birbirini anlamaz.

'Halife Leyla'ya sorar, sen misin
Mecnun'u öyle perişan öyle deli eden
Görüyorum ki sen seçkin, güzel değilsin
Leyla dedi ki, çünkü sen de Mecnun değilsin'


Mecnun kimdir? Mecnun gören kişidir. Özgür düşünen kişilikli erkeğin temsilcisidir. Henüz bozulmamış, yozlaşmamış ve kadını köle olarak görmeyen anlayışın, ahlakın öncüsüdür. Leyla kimdir? Leyla çöldür ve çölün gizemli güzelliğidir. Bazen bir dağdır, uçsuz bucaksız bozkırdır. Leyla her halkın kendi yaşadığı mekandır. Leyla ile Mecnun kişiliklerini koruma, özgürlüklerini yitirmeme, köleleşmeme mücadelesinin sembolleridir. Leyla ve Mecnun, her biri aşkın ahlakının temsilcileridir. Özgür iradeleri, kararları için büyük eziyetlere katlanırlar. Kendi karar ve iradeleri uğruna deliliği, çıldırmayı tercih ederler. Aşkın ahlakı ve bir bütün olarak politika ve ahlak bu değilse nedir?

Bu temel kök hikaye, daha sonra iki farklı inancın aşkı olarak Kerem ile Aslı, emeğin aşkı olarak Ferhat ile Şirin ve daha nice öykü ile günümüze kadar gelir ve toplumu besler. Ekolojik toplum bu değerlerle kendisini bir damar gibi sürdürür ve başka zamanlara taşıma gücü bulur. Ama bugün bu değerlerin yok olması için gösterilen çaba iktidar ve tüketim anlayışını insanların nerdeyse tüm hücrelerine yerleştirme, kişiliksizleştirme ve köklerinden koparma girişimi ve küresel kırımıdır.

Fethi SUVARİ


  Günlük / Ekoloji
Uyum (Harmoni)
Kirlenme ve arınma
Arınma kişilik oluşumudur
Arınma
Süryanileri anayurtlarına davet etti...
Sanatın ilkeleri
Sanat ve insan
Sanat ve ekoloji
Ekoloji ve sinema
Toplumsal ekolojide politika
   Dosya
Yunan tanrılarından günümüze
En eski Kürt alfabesi-2
Şeker hastalığının tedavisi
Uyum (Harmoni)
İran'da insan hakları ihlalleri ve idamlar
  En Çok Okunanlar
Sanatçı 'açılım'ı
Nihai çözüm siyasi tasfiye
Bir düşman aranıyor
İnanç özgürlüğü
İşgal
Savur'da neler oluyor?
İnisiyatif almak

  Köşe Yazıları
 İnisiyatif almak

Adil Bayram

 İnanç özgürlüğü

Yüksel Genç

 Sanatçı 'açılım'ı

Ayşe Batumlu

 İşgal

M.Şehmus Güzel

 Bir düşman aranıyor

Ehmed Pelda

 Obama'nın mengeneleri

M.Ali Çelebi

 Yine, yeni bir şans

Filiz Koçali



© 2009 Günlük Gazetesi